• Söylenceden Gerçeğe Bir İmparatorluğun Damak Tadı

Söylenceden Gerçeğe Bir İmparatorluğun Damak Tadı

Cüneyt Güneş

Yıllarca hakkında hiçbir şey bilinmediği düşünülen[i] Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) hakkında günümüz dünyasında oldukça geniş yelpazede, ülkemizde dahil, akademik çalışmalar yapılmaktadır. XVII. yüzyıla dek götürülebilen ve imparatorluk hakkında yapılan ilk çalışmalar özellikle Batı merkezli olup tamamen kişisel ilgiyle başlamıştır. XIX. yüzyılın sonlarında muhtemelen değişen tarih anlayışıyla, özel koleksiyonlar oluşturulmuş ve Bizans İmparatorluğuna ait belgeler ve kültürel unsurlar saklanmıştır. Daha sonra küçük gruplar halinde Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde[ii] ortaya çıkan bu kişisel koleksiyonlar zamanla güzel sanatlar akademisine dönüşmüştür. Bizans İmparatorluğuna ait Grekçe metinlerin koleksiyonlarda toplanmasıyla, artık Bizans İmparatorluğuna ait yeni bir çalışma alanı Bizantoloji ortaya çıkmıştır.[iii] Ülkemizde de değeri gün geçtikçe artan ve bir çalışma alanı olarak görülen Bizans İmparatorluğu her yönüyle araştırılmaya değer bir Akdeniz İmparatorluğu olarak karşımızda durmaktadır.

330’dan 1453’e kadar[iv] Konstantinopolis’in, günümüzde İstanbul, başkentliğini yaptığı ve Roma İmparatorluğu’nun mirasçısı olan Bizans İmparatorluğu, yüzyıllar boyunca Akdeniz dünyasının en büyük siyasî aynı zamanda en şaşırtıcı ve ilgi çekici imparatorluğu olmuştur. İmparatorluk siyasî gücüyle Akdeniz dünyasının zenginliklerini özellikle ticaret aracılığıyla başkent Konstantinopolis’e dolayısıyla Bizans sarayına ulaştırmayı başarmıştır. Bu doğrultuda Doğu Akdeniz, Konstantinopolis’in her yönden adeta bir art bölgesi olmuş ve herhangi bir savaş ve anlaşmazlık durumunda başkent ciddi bir siyasî ve iktisadî çıkmaz içine düşmüştür. Böyle durumlarda İmparatorluk, Doğu Akdeniz’in zenginliklerini elde etmek için alternatif yollar aramış ancak hiçbirisi doğrudan bu coğrafya ile yapılan ticaretin ve zenginliğin yerini tutmamıştır.

İmparatorluk, ticaret yolları vasıtasıyla sadece Doğu Akdeniz’in değil aynı zamanda Uzak Doğu ve Güneydoğu Asya coğrafyalarının doğal zenginliklerine ulaşma imkânı da elde etmiştir. Bu zenginliklerin başında özellikle Doğu’nun nadiren bulunan baharat ve çok az tanınan çeşitli egzotik kokuları da yer almaktaydı. Bu bulunmaz ürünlerin ticareti ile İmparatorluk, baharat ve kokuları ayarlayarak şaşırtıcı ve değişken bir yemek pişirme sanatının yanı sıra sağlıklı beslenme ve hastaları iyileştirme hedeflerini de yerine getirmiştir.

Uzun siyasî hayatı boyunca Bizans İmparatorluğu’nun şaşırtıcı yaşamının üzerine birçok araştırma yapılmış olup Bizans İmparatorluk Sarayında yaşayanların ya da imparatorluk halkının neler yediği ya da yemesi gerektiği bilgisi oldukça sınırlıdır. Bu sınırlı bilgiyi geniş bir yelpazede ve öngörüyle araştıran Andrew DALBY, Bizans’ın Damak Tadı: Efsanevi Bir İmparatorluğun Mutfağı[v] adlı eseriyle başlıca dönemlerin kaynaklarını, teknik farmakolojik ve diyetetik metinlerini kullanarak bu şaşırtıcı imparatorluğun bilinmeyen mutfağını meraklılarının önüne sermiştir.

 Bu tarz çal ışmaların hazırlanması, yazımızın başında vermiş olduğumuz  Bizantoloji çalışmalarında belli bir boşluğu doldurmakla beraber aslında  siyasî  çalışmalardan başka bir başlangıcın da adımı olmaktadır. Ciddi  bir çalışmanın  ürünü olduğu gözlemlenen Bizans’ın Damak Tadı,  araştırmacıyı kendisine    çekecek olan sekiz bölümden oluşmaktadır.  Amacımız, bölümleri uzun uzadıya  ele  almak yerine bölümlerden çeşitli  alıntılar yaparak bu eserin şaşırtıcı  içeriğini  anlaşılabilir kılmaktır.

“I. Leon imparatorluk tahtına oturduğunda İllirya kökenli üç genç çiftçi, Zimarkhos, Ditivistos ve Iustinos orduya katılmaya kararlı olarak…Vederiana’dan geldiler. Bizantion’a dek tüm yolu yayan kat ettiler; vardıklarında, kendi sırtlarındaki pelerinlere evdeyken sarıp taşımış oldukları çifte pişmiş ekmeklerinden başka hiçbir şeyleri yoktu.”

 Eserde dikkat çekilen nokta, VI. yüzyılda yaşamış ve bir saray tarihçisi  olan  Prokopius’un Gizli Tarihi’nden alıntılanan Zimarkhos, Ditivistos  ve  Iustinos’un bu uzun yolda sırtlarında taşımış oldukları çifte pişmiş  ekmeğin ne  olduğu sorusudur. Bu soruya cevaben DALBY, XII. yüzyılda  yaşamış olan ve İmparator I. Aleksios Komnenos (1081-1118)’un  emrinde önemli görevler yürüten ve dönemini anlatan Bizans tarihçisi  Zonaras’ı kullanarak, Çifte pişmiş ekmek, Romalıların paxamas dedikleri şeydir yanıtını vermektedir.

Bizans İmparatorlarının saray yaşantılarına dair saray tarihçilerinin vermiş olduğu bilgiler oldukça kıymetlidir. Ayrıca İmparator VII. Konstantinos Porphyrogenitus’un saray hayatını ve teşrifatını ayrıntılarıyla anlatmış olduğu De Ceremoniis (Seromoniler) adlı eserini unutmamak gerekir. DALBY’nin kullanmış olduğu bazı kaynakları belirtmek faydalı olacaktır. DALBY, De Ceremoniis (Seromoniler) adlı kaynağın yanı sıra çeşitli sebeplerle imparatorluğa ziyarette bulunan elçilerin ve seyyahların vermiş olduğu bilgileri, XI. yüzyılda yaşamış ve döneminin en entelektüel kişisi ve düşünürü olan Mikhael Psellos’un kaleme almış olduğu Chronographia (Kronik), I. Aleksios Komnenos’un kızı Anna Komnena’nın babasının hayatını biyografik olarak kaleme almış olduğu eseri Aleksiad ve aslen Anadolulu ve aynı zamanda IV. Haçlı Seferi’nin görgü tanığı olan Niketas Khoniates (1155-1220)’in Historia adlı eserlerini kullanarak Bizans’ın özelde de imparatorlarının yaşamları ve yemekleri hakkında ilgi çekici bilgiler vermektedir. Nitekim eserde Psellos’dan VIII. Konstantinos hakkında …sos hazırlamakta çok becerikliydi; sanki türlü türlü ağız tatları olan insanların iştahını uyandırmak istercesine, yemeklerine renk ve lezzetlerle çeşni katardı…; Komnena’dan ise Güzel soslu harika bir yemek hazırladık. Şenliği paylaşmak isterseniz, yemeğimize katılmak üzere olabildiğince kısa zamanda gelin! alıntısını yapmaktadır. Psellos’un vermiş olduğu bilgiden yola çıkarak Bizans İmparatorlarının bazılarının yemekler ve tatları ile özellikle ilgilendiklerini; Komnena’dan ise bir yemek ziyafetine davet edilecek olan kişiye, güzel bir yemek kisvesi altında komplo kurma; ona imparatorluğun zenginliğini gösterme; ayrıca İmparator için saray halkına hitap etme, bazen yöneticilerle gerekli işleri görüşme, imparatorluk için önemli olan kararların alınmasına vesile olan bir toplantı yeri veya propaganda aracı gibi düşünülebilirdi. Bu açıdan bir yemek ziyafeti, imparatorluk için ne yeneceğinden çok ne yapılacağı ve konuşulacağı üzerinde düşünülmelidir.

Güzel kokular imparatorluk da çeşitli amaçlar için kullanılmaktaydı ve imparatorluk sarayı tarafından özenle seçilirdi. Bir imparatorluk geçit töreninin hazırlığı sırasında Konstantinopolis sokakları ıslah etmek için kullanılan güzel kokular arasındaydı; biberiye, mersin ve sarmaşık bir imparatorluk yemek salonunun süslenmesinde de kullanılırdı. İmparatorun özel odasında yer aldığı düşünülen baharat ve koku verici maddeler, Merhemler, değişik günlükler, tütsüler: Mastika, Arap sarısabırı, şeker, safran, misk, esmeramber ve kuruödağacı, tarçın ve başka koku verici maddeler… Ayrıca Bizans’ta gözde olan üç koku verici madde, safran, damla sakızı ve ayıfındığı…

İmparatorlarda dahil herkesin beslenmelerini, bir anlamda rejimlerini, mevsimlere ve dinî günlere göre ayarlaması gerekiyordu ve Bizans imparatorları ve halkının bunu çok yerinde yaptığı anlaşılmaktadır. Nitekim koyu bir Hristiyan İmparatorluk için dinî takvim kimi perhizlere ve yortulara uyulmasını buyuruyordu. Özellikle Noel yemeğinde, Paskalya’dan önceki perhiz’te ve Paskalya’da ne yenmesi gerektiği ayrıntılı olarak belirlenir ve ona göre bir beslenme takvimi çıkarılırdı. Ayrıca İmparatorlukta, kokulu alkolsüz içkileri yortu günlerinde içmenin yanı sıra kokulu şaraplar da oldukça popülerdi.

Konstantinopolis’in geniş caddelerinde ve sarayının özel odalarında dolaşmak; mutfağının egzotik kokularını içine çekerek bu kokuların eşliğinde eşsiz On Dokuz Divanlı Ev’de bir akşam yemeği yemek; muhteşem Boğaziçi’nin limanlarında balıkçıları ziyaret etmek; Manastırlarının yüksek duvarları ardında keşiş olarak tanrıya kendini adamak; Şarabın gizli tatlarında buluşmak, panayır ve şölenlerinde eğlenmek ve İmparatorluğun söylenceden gerçeğe dönüşen bilinmeyenlerini öğrenmek isteyenler bu şaşırtıcı imparatorluğun günlük yaşamına ve mutfağına bir göz atmalıdırlar.

Notlar:

[i] XX. yüzyılın ilk yıllarında Bizans çalışmalarının, Batı Roma çalışmalarının aksine Avrupa’da adeta bir kara delik olarak kaldığı görülmektedir. Bu durum, Doğu ve Batı arasında var olan bir çekişmenin sonucu olarak görülebilir. Nitekim Batı Roma’nın Latincesinin yerine Doğu Roma Grekçeyi; Katolikliğinin yerine de Ortodoksluğu benimsemiştir. Bu iki önemli unsur, Doğu ve Batı arasında dilsel ve dinsel farklılıklarının yanı sıra birçok kültürel farklılıkları da beraberinde getirmiştir ve bunlar bariz olarak günümüzde dahil görülebilen farklardır.  Bk. E. Jeffreys, J. Haldon, R. Cormack, “Byzantine Studies as an Academic Discipline”, The Oxford Handbook of Byzantine Studies, Oxford University Press 2008, s. 4.
[ii] Paris, Londra, Madrid, Atina, Venedik ve Vatikan bu şehirlerin başını çekmekte olup bu şehirlerde yapılan çalışmalar Bizans tarihi, kültürü ve özellikle de diline özel bir ilginin oluşmasını sağlamıştır.
[iii] E. Jeffreys, J. Haldon, R. Cormack, “Byzantine Studies as an Academic Discipline”, s. 5-6.
[iv] 1203-1204’de Konstantinopolis’i hedef alan IV. Haçlı Sefer’i sonucunda Latinler şehri ele geçirmiş ve başkentte Latin İmparatorluğunu kurmuşlardır. Böylece Bizans İmparatorluğu’nun Konstantinopolis’teki yönetimi, 1261’e kadar kesintiye uğramıştır. VIII. Mikhael Palaiologos’un 1261’de şehre girişiyle Bizans İmparatorluğunun idaresi yeniden kurulmuştur. Ara dönem olarak adlandırabileceğimiz Latin İmparatorluğu döneminde Konstantinopolis’in ciddi anlamda iktisadî vs. boyutlarda küçüldüğü görülmektedir.
[v] Orijinal adı Tastes of Byzantium: The Cuisine of a Legendary Empire olup orijinali yaratıcı bir kapak, farklı inanış ve dinler için “kutsallık”, “doğurganlık”, “Güç”, “Kuvvet”, “Bereket” ve “Saltanat” gibi çeşitli anlamları ifade eden “Nar” meyvesi ile tasarlanmıştır. Bu kıymetli eser, Ali Özdamar’ın çevirisiyle ilim dünyasına kazandırılmıştır. Yeni basımı için bkz. Andrew Dalby, Bizans’ın Damak Tadı, Çev. Ali Özdamar, İstanbul 2014.

Tagged

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *