• Sessiz Ol’maz!

Sessiz Ol’maz!

ozgedenizci@gmail.com

Müzikle İlgili Bir Takım Dağınık Şeyler

 

No. 873

Seçim zamanı gelir akıllara müzik hep. Partiler iktidar olunca unutur müzisyeni de müziği de… Hatta bazıları kalkıp “günah” bile der. Ama seçim zamanı bangır bangır dolaşırken sokakları helaldir müzik, sonrası hep tükaka…

No. 854

Bu seneki üniversite festivallerine bir baktınız mı hiç? Birkaçı dışında kimler var sahnede? Benim YTÜ’deki yıllarımda Bulutsuzluk Özlemi ardından Cem Karaca çıkardı. Işığın Yansıması sahneye çıkınca ortalık yıkılırdı. Şimdi Sıla üstü Hadise’ye bir de para ödeyip gidiyor üniversite gençliği. Bunun sebeplerine hiç girmeyeceğim. Sadece dikkatinizi çekmek istedim.

No. 887

Bağımsız müzik piyasası dahi tamamen acımasız bir dünyayı yaşatıyor müzisyenlere. Ya o ilişki ağlarının içinde varsın ya da görmezden gelinmeye mahkumsun. Ne demişti Can Kazaz, üstelik ne de güzel demişti:

“Böyle bir piyasada yaptığınız müziğin hiç bir önemi yok arkadaşlar çok üzgünüm. Çok kaliteli bir müzik yapıyor ve başyapıtlar üretiyor olabilirsiniz. Yapmayın, kasmayın hiç. Tanınmak ve yayılmak istiyorsanız bir kitle profili belirleyin, onlar gibi gözükün veya onların olmak istediği şey olun. Sonrasında kendinizden büyük cümlelerle bahsedin/bahsettirin. Mütevazi kalarak ve sadece müziğinizi yaparak çok yorulursunuz. Bu tarz işlerin yayılma ve talep üretme ivmesi çok çok düşük. Birinin sizin imajınızı satması lazım. Yani siz bir market ürünüsünüz ve ambalajınızı ona göre dizayn edin. Müzik, bu ambalajın etiketi oluyor en fazla. Aksi takdirde marketin bir köşesine sizi de koyarlar ama onu alıp kullanan tüketici sayısı çok sınırlı olur. Bir yerden sonra da ortalıktan kalkar zaten. Sürekli görünür ve gösterilir olmak en önemli şey. Arkanıza belli bir insan grubunu aldıktan sonra müzikle ve insanlarla dalga geçseniz bile üste çıkmanın yolunu daima bulabilirsiniz.”

Katılırsın ya da katılmazsın… Aslında müzisyenler meseleyi çok iyi biliyor ama dışarıdan insanların da artık bunu görmesi gerekiyor.

Röportaj yaptığım bütün müzisyenlerin müziklerini dinledim ama sevmediklerime sevmedim diyemedim. Çünkü ana akım medya reklam üzerine kuruludur ve zaten eleştireceğin şeyle kimse ilgilenmez. Yazabildiğim en büyük eleştiri notu “ya nefret edersiniz ya da çok seversiniz” olmuştu. Şimdi o isim piyasanın tozunu attırıyor ve ben inanamıyorum (arkadaşındır ve seversin ama bu iyi müzik yaptığı anlamına gelmez). Aynı şey bir kadın arkadaşımız için de geçerli ki onun piyasadaki durumu bambaşka. Jam sessionlardan ya da konserlerden birinde sahneye atlayıp, ardından “yaşasın sosyalizm” diyerek sahneden inip çeyrek yüzbinliradan fazla kaşelerde (ücret) takılıyor. Aynı Çehov’un bir oyununda dediği gibi “Yaşasın Sosyalizm!”

No.856

On yıllar boyu, çalıntı şarkıları içselleştirmiş bir halkın, gözünün önünde yapılan hırsızlıklara karşı çıkmaması kadar doğal bir şey olamaz.

Sonraki nesiller belki bu hırsızlığın farkına varmış olabildiklerinden ötürü ne şarkıların ne de hayatlarının çalıntı olmaması konusunda titiz davranacaklar ama onlar da, özensiz ve emeksiz yapılmış işleri yüceltmek konusunda hassasiyet gösteremeyecekler.

Tıpkı hayatlarına göstermedikleri gibi mi acaba?

Herkesin yanılma payı vardır,

illa ki…

 

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *