• İnanç, İtaat ve Aidiyet Duygusunun Ötesinde Bir Kulluk…

İnanç, İtaat ve Aidiyet Duygusunun Ötesinde Bir Kulluk…

“Gücünü halktan alanlara gelince, bunlar daha tahammül

edilebilir gibi durmaktadırlar ve sanırım ki kendilerini, diğer

herkesin üzerinde, bu kadar yüksek bir mevkiye yükselmiş görür

görmez; büyüklük denilen, ne olduğu belli olmayan bir şeyle

gururları okşanır okşanmaz bir daha bulundukları yerden

aşağıya inmeme şeklinde sıkı bir karar alırlar. Neredeyse

hemen her zaman, halkın onlara verdiği iktidarı çocuklarına

devretme isteğine sahiptirler. Böyle olunca da bu uğursuz

düşünce akıllarına düşer düşmez, her türlü kötülükte ve

hatta zalimlikte diğer bütün despotları nasıl geride

bıraktıklarını görmek çok ilginç olur.”

Étienne de la Boétie

 

 

Bir ülke düşleyemiyoruz artık, bize sunulanı yaşıyoruz. Her gün dibimizde bombalar patlarken, insanlar ölürken, tek yaptığımız şey gönüllü olarak evde oturmak. Verdiğimiz desteği çekmek aklımızın ucundan geçmiyor. Gönüllü olarak kulluk ediyoruz bu düzene. Bomba patlıyor diye işyerlerini tatil ediyor, maçları iptal ediyor, sosyal medyayı kapatıyoruz. Her patlama sonrası yapılan açıklamalarda ülkemize gelen turist sayısından, eğitimin öneminden bahsedilirken, biz hesap sormayı akıl edemiyoruz. Aklımız da bedenimiz de bu gönüllü kulluğa alışmış, üstümüzde yükselen düzenin tek bir hamle ile devrilebileceğinin farkına varamıyoruz. Sadece bulunduğumuz yerden bir iki cm hareket edebilme cesareti, tek ihtiyacımız olan bu. Sırtımızda bu yükü taşımaya ant içmiş gibiyiz, gönüllü kullarız hepimiz.

Sizleri bu karamsar tablodan sonra, Chiviyazıları Yayınevi’nden yeni çıkan bir kitapla tanışmaya davet ediyorum.  Daha önce bu kitap birkaç kez yayımlandı. Chiviyazıları Yayınevi’nden yayımlanan bu versiyonda ilk kez 1500’lerin deha bilgesini bugüne taşıyan önemli bir değerlendirme yazısı var… Kitabın önemli bir bölümü bu yazının varlığıyla sonlanıyor… Yves Citton’un kaleme aldığı bölüm… Etienne de la Boetié’den Gönüllü Kulluk.

Kitabın sunuşundan;

“Boétie, henüz öğrenciyken yazdığı metinde egemenliğin dayanağı olarak halkın gönüllü kulluğuna dikkat çekerken pek çok önemli soruya yanıt arıyor:

“Nasıl olur da bu kadar insan, bu kadar şehir, bu kadar millet ona verdikleri güçten başka gücü olmayan, ona katlanma istekleri ölçüsünde onlara kötülük yapma imkânına sahip olan, ona karşı koymak yerine ona tahammül etmeyi tercih etmeseler, onlara tek kötülük yapamayacak olan tek bir tiranın yönetimine çoğu kez tahammül ediyor?”

 “Bu efendinin sadece iki gözü, iki eli, bir bedeni vardır ve şehirlerimizin sonsuz sayıdaki sakinlerinden en sonuncusundan farklı olarak hiçbir fazlalığa sahip değildir; aslında, seni mahvetmesi için kendi elinde ona verdiğin güçten daha fazlasına sahip değildir. Sizi takip eden, izleyen bu kadar ispiyoncuyu nereden buluyor? Eğer sizinkileri ödünç almıyorsa, size vurmak için bu kadar çok ele nasıl sahip oluyor? Şehirlerinizi çiğneyen ayakları; aynı zamanda sizin kendi ayaklarınız değil mi? Sizler olmasanız, o sizin üzerinizde nasıl böyle bir güce sahip olabilir? Sizlerin işbirliği olmasa, sizleri düşmanın üzerine saldırtmaya nasıl cesaret ederdi? Eğer sizi soyan hırsızla işbirliği yapmasaydınız, sizi öldüren katilin işbirlikçisi olmasaydınız, eğer kendinize ihanet etmeseydiniz o, size ne yapabilirdi?”

Ne kadar da tanıdık değil mi? Sanki şu an yazılmış gibi, ancak 500 yıl öncesine ait. Siyasal tartışmalar, tiranlar ve egemenlik alanları üzerinden şekillenirken dikkatlerin bir anda halka çevrilmesi o dönemde cesur sayılabilecek bir adım olmakla birlikte; bunun hâlâ geçerliliğini koruyan bir teori olarak günümüze kadar ulaşması, Boétie’nin söylevine önem vermemiz gerektiğini ortaya koyuyor.

Bu metinde yazılanlar içine doğmadığımız bir dünyanın gerçekleridir. Bu kitabı sizlerle buluşturmak istememizdeki amaç, şu dönemi, eskiye bakarak anlamaya çalışan ve daha iyi değerlendirip gücünün farkına varmak isteyen okuyuculara, Boétie aracılığıyla kılavuzluk etmektir. Boétie’nin söylevi, sadece XVI. yy için değil, sadece monarşi toplumları için değil, günümüz iktidarları ve ona destek sağlayan halkları için de önem taşıyan bir metindir. XXI. yy demokrasilerinde, seçimle başa gelenlerin de nasıl egemenlik kurabileceklerine dikkat çekmek istiyoruz bu kitapla.

Ne diyor Boétie, söylevinde: “Fakat bugün de farklı davranmıyorlar; en tiksindirici suçları bile işlemeden önce halkın genel iyiliği ve kamu düzeni üzerine birkaç güzel nutuk atıyorlar ve zavallıları rahatlatıyorlar. Bu kadar sık ve bu kadar sinsice kullandıkları formülü iyi biliyorsunuz.”

 

Tiran, halkın bu zaafını bilerek, daha zayıf ve daha zavallı hale gelmesi için gece gündüz sarayında çalışmaktadır. Bütün katmanları ve bütün işbirliği yapmak isteyenleri bu olaya dâhil etmektedir. Paralı parasız, gönüllü gönülsüz bir katman kitlesi yaratarak bir çeper oluşturur. Sürekli bir şekilde ben kendimi size feda ettim naraları atarak, tehlike sinyalleri vererek, kaygıyı ve endişeyi yayar. Arada bir etrafında birileri çıkarak kendini tirana feda edeceğini açıklar. Aynı zamanda da korkunun egemenliği sağlanmaktadır…

Tiran, egemenliğinin devamını sağlamak için, her türlü yola başvurur; eğlence hayatı, içki, uyuşturucu, gladyatörlerin ölümcül oyunları, matadorlar, madalyalar, meydan kapışmaları, gösteriler, spor vb. her türden eğlence ve oyunun halkı aptallaştıracağını bilir ve onun gönüllü kulluk alışkanlığı içinde yaşamaya devam etmesini sağlar.

La Boétie, tiranın iktidarını koruması için etrafında kendisi gibi sistemden yararlanan bir grup insana ihtiyacı duyduğunu söyler. Kendisine suç çetesi yaratmak durumundadır egemen. Herkes kısmi veya dolaylı bir şekilde bu refahtan faydalanır. Tiran, etrafını saran bu koruyucu grubun belli çıkarlar ve mevkiler elde etmesini sağlayarak kendine bağlar. Ayrılması veya desteğini çekmesi durumunda halk gibi perişan olacağını ima eder. Ve bu türden güç gösterileri zaman zaman hatırlatılır. Tıpkı Borges’in deyiminde olduğu gibi. Borges Şiirin Saati adlı yapıtında, egemenler bizim insanlarımızı alıp öldürdükten sonra şehrin köşelerine bırakıyorlar, saklayabilirlerdi veya yok edebilirlerdi, bir kayıp olayı daha olurdu. Ama o bize bunu göstererek ardımızdan gelene mesaj veriyor, der. Mesajın yanı sıra belli ayrıcalıklar ve payeler aracılığıyla etrafında tuttuğu bu kişilerden oluşan çıkar zinciri sayesinde saraydan odaya, beyaz yakalıdan, yakasıza, toplumu kontrol eder ve piramidin en tepesinde olan geleceğini ve krallığını korur.

Piramidin tabanındaki halk ise, tiranı “kutsal” görülen örgütlü bir çetenin egemenliğinin temelini oluşturan gönüllü bir şekilde destekler. İşte La Boétie tam da burada der ki, halk, sadece bu gönüllü itaatten oluşan desteğini çektiği anda tiranın hükümranlığı çöker.

Destek vermenin ve desteği çekmenin ne kadar anlamlı olduğuna işaret ediyor bu kitap. Keyifle okurken, aynı zamanda, bu önemli söylevi, içinde bulunduğumuz toplumlar ve iktidarlarla da ilişkilendirerek gücün ve egemenliğin kaynağını anlamlandırabilmemiz dileğiyle.

Size savaşın demiyor la Boétie, sadece desteğinizi geri çekin!”

Affınıza sığınarak küçük bir hatırlatma yapalım istedik ne kadar güçlü olduğumuzu unutmayalım, farkında olalım diye…

Umutla…

 

Küçük bir not: Boétie, Fransa’nın güneybatı bölgesinde bulunan Sarlat adlı bir kasabada 1 Kasım 1530 yılında dünyaya gelir. Orléans Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alan Boétie, felsefe, tarih, filoloji ve şiir alanına ilgi duyar. Orléans Üniversitesi’nde geçirdiği yıllar, bir ödev olarak kaleme aldığı Gönüllü Kulluk ile günümüze kadar uzanan bir siyasal felsefenin temeli olması itibariyle büyük önem taşır. 1553 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra, Bordeaux Parlamentosunda göreve başlayan ünlü düşünür, o yıllarda Montaigne’nin de yakın dostu haline gelir. 1563 yılının Ağustos ayında şiddetli bir hastalığa yakalanan Boétie, 32 yıl, 9 ay ve 17 gün yaşadığı ömrünün sonuna gelir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *