• Ilımlı Muhaliflerin Ilımlı Katliamı ve Bir Lokum Hikȃyesi
  • Ilımlı Muhaliflerin Ilımlı Katliamı ve Bir Lokum Hikȃyesi

Ilımlı Muhaliflerin Ilımlı Katliamı ve Bir Lokum Hikȃyesi

İki diyalog, iki yanıt ve bir insanlık dersi… Parola, işaret ve sonuç.

Parola; “Sen Kimlerdensin?” İşaret; “Ben Aleviyim”… Sonuç; ölüm…

Parola; “Alevi değilsin sana ne oluyor?” İşaret; “İnsan değilsin ki sana nasıl anlatayım”… Sonuç; İnsanlık irtifa kaybediyor.

Bu nefes kesici diyalog ve bu iç ürperten ölüme sadece 12 km. mesafede yaşıyoruz. 26 Nisan’a kadar savaşın tedirginliğiyle, ürkek ama sakin olan, yanı başımızda komşu bir ülkenin sınırları içerisinde yaşayan, kendi halinde bir Alevi köyü vardı. Adını ılımlı muhalif diye lanse edenler köyde yaşayanlara, sırayla sormaya başlarlar “Sen Kimlerdensin?”. “Ben Aleviyim” yanıtını duyduklarında ise ılımlı bir şekilde katliam yaparlar.

Çok uzak değil bu görüntü aslında. Bu zihniyet çok tanıdık, alışkın olduğumuz, çok bilinir bir adresten kumanda ediliyordu… Şimdi nasıl Suriye’deki Alevilerin katledilmesi için silah taşımacılığını üstlenip, ılımlı muhaliflerin sınır geçişlerini kolaylaştırdıysa, geçmiş dönemlerde de Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta  yanan ateşe odun taşıyıp ılımlı bir katliama da imza atmıştı.

Sonuç hep aynı, ateş düştüğü yeri yakıyordu. Haberciliği, barajın altında kalmış bir medyada, eteğin boyu, göğüs dekoltesi, camii avlusu ve kimin kiminle yemek yediğiyle yetinen bir uydu medyası tarafından ele alındığı için bu katliam 2 gün sonra 3. bilemedin 5. sayfa haberi olabilecekti. İştebrak’ta yaşananlar iki gün sonra haber değeri kazanacak, bu insanlık dramı, bu katliam, bu tüyler ürperten durum sadece bizim medyada suya sabuna çok da fazla dokunmadan, manşetlerinde bile yer bulamadan geçiştirildi.  Peki ne olmuştu 27 Nisan’da?

Türkiye’de ılımlı olarak tanımlanan El-Kaide’nin Suriye yapılanması olan Nusra Cephesi, Mart ayından beri türlü müdahalelerle önce İdlip’i daha sonra da Cisr eş-Şuğur’u ele geçirmişti. Bir sonraki hedef olarak Alevilerin büyük bir bölümünü oluşturduğu İştebrak Köyü’ne saldırıya geçen Nusra cephesi öncülüğündeki cihatçı birlikler, Allah-u Ekber sloganlarıyla 35 aleviyi katletti.

Fetih ordusu adı altında harekete geçen birlikler hȃlȃ katliama devam etmekteler… İştebrak, 2011 yılında 120 kişinin katledilip Asi Nehrine atılmasıyla bilinen bir köydü. Bölgenin daha çok Alevi ve Hristiyan nüfusa ev sahipliği yapması, bir katliam olması için yeterliydi. Gözü dönmüş cihatçı çetelerin hedef tahtası haline gelen bu köy, savaşın başlamasından bu yana hep tedirgin ve korku içinde bekledi. 2011’in yaraları açıkken, İştebrak köyü yeni bir katliama daha tanıklık yapacaktı.

Katliamdan kaçan sivillerin görüntüsü:

 

Katledilen bir Alevinin görüntüsü:

Olayın sosyal medya sayesinde ana akım medyada da yer bulması sebebiyle bugün katledilen aleviler için İstanbul Fatih camisinde bir kutlama yapıldı. Katliamın yönetmenleri ılımlı muhaliflerin hayrına lokum dağıtıldı. Zafer naraları atıldı. Suya sabuna dokunmayan medya mensupları tweet atarak sevinçlerini paylaştılar. Tescilli AKP’li bir yazar Fatih Tezcan Alevi katliamından duyduğu sevinci, “CisrElŞugur kurtarıldı diye Fatih’te lokum dağıtan Bağımsız Fikriyatı kınıyorum! İnsan bi lokma ayırır, % 90 Sünni halkı % 10 Nusayri azınlıkla 50 sene esir alanlar, Şam ve tüm Suriye’de ıslah edilecekler. Normali de bu,” dizeleriyle paylaşırken dağıtılan lokumdan bir lokma yiyemediğine yanıyordu.

 

Katliamın hemen arkasından, hem sınırda olmaktan hem de Alevi olmaktan dolayı sürekli tedirginlik içerisinde yaşayan ve sıranın çok yakında kendilerine de geleceğini düşünen Hatay halkı, Türkiye’nin cihatçılara olan desteğini geri çekmesi için bir basın açıklaması düzenledi. “AKP’nin eğitip donattığı katiller İştebrak’ta Alevileri katlediyor, Katillerden hesap soracağız” diyerek eylem yapan insanların payına düşen yine panzerler ve tazyikli su oldu.

 

Zulüm sınır tanımıyor, globalleşme ve Ortadoğu’nun hakimi olma sevdası iyi niyetten ve sevgiden geçmiyordu… Bu coğrafyada edileni, yapılanı yeterli görmeyenler komşu ülkelere ürün değil şiddeti ve zulmü ihraç ediyordu. Ortadoğu’da da büyük bir oyun oynanıyor demek artık yeterli değildir. Büyük bir gösteri öncesine tanıklık yapıyoruz. Komşularla sıfır sorundan uzaklaşıp, kan içinde yüzmeye doğru kulaç atmaya başladık.

Kardeşliğin nasıl bir yalanı içerdiğine bir kez daha tanık olacaktık. Dört beş yıl önce sınırları açıp, gel-git’i, ticaretini kolaylaştırdığımız ülkeye en büyük darbeyi hançerle vuracaktık. Artık kardeşlik sözde kalmış, ibre hareket etmiş, sıfır noktasından hızla uzaklaşır duruma gelinmişti. Komşularla sorun her geçen ay, yıl sayısal olarak artıyordu. Yaşananlar bir Suriyelinin ağzından dökülüveriyor: “Biz bundan beş yıl önce bir kardeşlik anlaşması imzalamıştık Türkiye ile, hiç kardeş kardeşi sırtından bıçaklar mı?”…

Devletlerin birbirine olan kardeşliği pamuk ipliğine bağlıdır. Peki ya halkların? Devletlerin, savaşların, emperyalist oyunların dili de yoktur vicdanı da, peki ya halkların? Onlar konuşurlar, onlar paylaşırlar! Ama lokumu değil, acıyı, kederi, mutluluğu ve kahkahayı.

Şimdi kulak vermemiz gereken şeyler var! İştebrak’ta Alevi Katliamı var! Sen, ben, o sessiz kaldığımız için! Eğit-Donat’a karşı çıkamadığımız için! Türkiye’nin savaşa tam teçhizat yardım etmesini görmezden geldiğimiz için! Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın dediğimiz için! Yakında sana da dokunacak! Sen katliamlara alışıksın! Sen yine de sessiz kalma!

Bir ateist, bir yeminli muhalif ve ölümü hak etmiş bir duruşun mimari Aziz Nesin’e yine bir sorulur, bir yanıt beklenir. Parola; “Alevi değilsin sana ne oluyor?” işaret; İnsan değilsin ki sana nasıl anlatayım”…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *