• Doğan Ceren: “Şiir Duyguların Eylemidir”

Doğan Ceren: “Şiir Duyguların Eylemidir”

Neden Doğan Ceren, neden bu yazı… Doğan Ceren, uzun yıllar şiirle haşır neşir olmuş bir isim. Düzyazı ve şiirleriyle birçok eser ortaya çıkarmış; şiirleri, türkülere yoldaşlık yapmış, dillere pelesenk olmuştur… Kulağımızdan eksilmeyen melodilerin söz yazarıdır o. O’nun yaşamı bir tercih değil zorunlu bir seçimdi, doğduğu, büyüdüğü ve emek verdiği vatanından uzaklarda yaşamak, dili öğrenmek… Orada da inandığı ve sevdiği edebiyatla uğraşmak oldu tercihi… Kilometrelerce uzakta ama yazdığı ve söylediğiyle, ezgisi ve sevinciyle bu coğrafyanın sevdalısı bir isim… Şiirlerinin yanı sıra Chiviyazıları Yayınevi’nden yayımlanan son kitabı bu sevdanın satırlara sığmadığının göstergesidir… Görüp de görememe tercihini(!), sevip de sevememe tercihini(!), siyasi diyerek kaderine mahkȗm olmamış, göremeyenlerin gözü, derdini anlatamayanların sözü olmuştur… Yargılayan Şiirler, Sevdası Umutlarda Gülenler, Sus Deme Bana adlı çalışmalarının yanında, Kalbini Göz Kılanlar, onun değerli çalışmalarından biri ve sonuncu kitabıdır. 

Ceren ile Zeynel Abidin Göçer bir söyleşi gerçekleştirdi… Kendisini, biraz daha yakından tanımak ve bu sevdaya tanık olmak için aşağıda tam metnini yayımlıyoruz…

Zeynel Abidin Göçer

Sevgili Doğan Ceren klasik bir soruyla başlayalım, nedir sizce şiir?

Şiir bence; insanın yaşadığı zaman diliminde, geçmiş, gelecek ve anın sorunları karşısında duyduğu kaygı ve tepkilerini, yazdığı dilin sözcüklerini kullanma ustalığını duygularının süzgecinden geçirerek, gerçekleştirdiği bireysel bir eylem biçimidir. Geçmişte yaşanmış bir felaket, bir insanlık dramı veya bir aşk hikayesi şairin kaleminde şiire dönüşebileceği gibi, yaşadığı bir aşk, kişiyi derinden etkileyen bir ayrılığın ardından bıraktığı iz düşümler,  bir takım sosyal ve toplumsal olaylar ve şairin düşlediği gelecek özlemi gibi nedenler, duyguların en güzel ifade biçimi olan şiirle dile gelebilir. Onun içindir ki şiir duyguların eylemidir tanımı, bana en doğru tanım gibi geliyor.

Sevgili Ceren, şiirin Kürt ve Türk edebiyatına ne gibi bir katkısı olmuştur? Ayrıca tarihe iz bırakan Kürt ve Türk şairleri sizce kimlerdir?

Bir birini tamamlayan iki soru, sorunuz şiirin Kürt edebiyatına katkısı bölümü ile başlarsak; onlarca yıldır Kürt dilini yok etmeye, gelişmesini engellemeye çalışan bilumum dil düşmanlarının gözüne batan değerli şairimiz Ehmede Xani ve değerli eseri Meme Alan destanından (yani Mem u Zin den) bahsetmeden geçemeyiz. Dünya edebiyatı ile Kürt edebiyatını buluşturan  bu değerli eser 18 y.y. sonlarından bu yana Kürtçeye ve Kürt edebiyatına ilham vermeye devam etmektedir. Yine Kürt şiiri ve dilinin ustası, edebiyatımızın köşe taşlarından olan Cegerxwin; Kürt dili ve edebiyatının emek işçisi olarak, tarihimizde iz bırakmaktan öte, genç nesillere ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Çünkü Kürtlerin uluslaşma süreci, malum sömürgeci güçler tarafından ısrarla engellenmeye ve  her biri diğerini aratmayacak zalimlikte uygulama ile asimilasyon ve kıyıma tabi tutularak engellendiği gibi, Kürt edebiyatının da gelişmesinin önüne sayısız engeller çıkarılmaktadır. Onun içindir ki, her iki şairinde Kürt edebiyatında ve tarihinde özel bir yeri vardır.

Türk şairlerine gelince; benim için ilk akla gelen Karacaoğlan’dır. Şiirlerinde işlediği doğa sevgisi, aşk öğesi ve kullandığı dildeki yalınlık, onun şiirini canlı tutmakta ve Türk edebiyatına önemli bir kaynak olma önemi kazandırmaktadır. Tevfik Fikret hemen sonra aklıma gelen şairdir. Cumhuriyet dönemi şairleri üç kategoride değerlendirilebilir. Birincisi; Türk uluslaşmasını faşist bir zihniyetle dizelerinde propaganda eden ve Türklüğün üstünlüğü gibi ırkçı ve gerici bir zihniyeti şiir yoluyla edebiyat dünyasına taşıyanlardır. İlk akla gelenler; M. Akif Ersoy ve Necip Fazıl Kısakürek gibi insanlardır. İkinciler; Türk edebiyatında değerli eserler üretmiş, yazdıkları şiirle Türk edebiyatında yeni bir dönem açmış, ancak yazdıkları kimi şiirleriyle, Türk milliyetçiliği ve resmi devlet ideolojisi Kemalizmin topluma benimsetilmesine katkı sunmuşlardır. Bunların başında Nazım Hikmet, Hasan Hüseyin gibi şairler gelmektedir. Haksızlık yaptığımı düşünenler, örneğin Komünist şair Nazım Hikmet’in “Orta Asya’dan Balkanlara bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim” dizeleriyle neyi kutsadığı, “Milli Kurtuluş Savaşı Destanı” isimli eseriyle Resmi ideolojiye ne tür katkılar sunduğuna dair soruların cevapları üzerine düşünebilirler. Yine Nazım Hikmet en çok şiir yazdığı dönemlerde; Cumhuriyetin kuruluşuna temel teşkil eden daha önceki jenosid ve imha felaketlerini ve Kürdistan’da yaşanan katliam ve acıları nasıl olup da  görmezden geldiği üzerine düşünülmesi gerektiği kanısındayım. Buradan hareketle şunu söyleyebilirim; Nazım Hikmet’in siyasal ve ideolojik duruş ve tavır alışı, Türk edebiyatına iyinin yanında kötü izlerde bırakmıştır. Üçüncü  kategoride yer alanlarsa, Orhan Veli gibi yaşamın doğal akışını şiirleştirenlerdir.

Sevgili Ceren; kitabınızda yer verdiğiniz “Ah Sensiz” şiiri yanılmıyorsam Edip Akbayram, Grup Kızılırmak tarafından da bestelenmişti.”Bir hayal oldu o memleket gözlerimde ah sensiz/Bir mektupla o memleketi yaz bana” diyorsunuz. Bir vatan hasretliği, sevda tütüyor bu dizelerde yanılıyor muyum?

Sorunuza sondan başlayayım. Bu dizeler yurdu kendisine haram kılınmış benim, vatanıma duyduğum özlemin mektuplarla da olsa, karşılanması için sevgiliden istenen bir dilektir. Biz Kürtler öz toprağımızda bile mülteci iken, vatan hasreti günlük yaşamımızın kanayan bir yarası gibidir. Yani orda olsak da, bizde vatan kavuşulması gereken bir hasrettir. Diğer sorunuza gelince: bahsettiniz bu şiir, ilk kez değerli bestekar ve sanatçı Alaaddin Us tarafından bestelenmiş, sırasıyla; grup Kızılırmak, Edip Akbayram, Alaaddin Us tarafından söylenmiştir. Yine Nurseli İdiz’in Nazım Hikmet’in şiirlerini okuduğu bir kaset çalışmasında adını bilmediğim bir kişi tarafından okunmuştur. Ayrıca Ahmet Yiğit isimli bir şahıs da bu eseri kasetinde okumuştur. Bunlar benim bildiklerim. Son iki kişi hiçbir izin alma zahmeti bile göstermemişlerdir. Telif hakkı için; Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de İnsan hakları için Mücadele eden kurumlara bağışlanması anlayışıyla, bestekara bu konuda yetki vermiş bulunmaktayım. Gerisi onların insafına kalmış bir şeydir. Yine İran’lı bir Kürt sanatçı 7 parçamı bir CD çalışmasında okumuştur.

Yine kitabınıza da adını verdiğiniz ”Sus deme Bana” şiirinde ”Aşktan/ özgürlükten/Emekten yana/Onlar bensiz/Ben onlarsız yaşayamam” diyorsunuz. Biraz açabilir misiniz sizce aşk, özgürlük ve emek nedir?

Yaşadığımız dünyada insanın en çok zorlandığı ve yaşamının doğal bir meziyeti gibi tadına vararak yaşayamadığı bir güzelliktir aşk. Çünkü aşk ta insana has, diğer yaşamsal erdemler gibi, üretim araçlarını ellerinde bulunduran ve toplumsal ilişkilerini belirleyen egemen güçlerin zorbalığı altında insana yaşanmaz kılınmıştır. Pazar ve tüketim ilişkisinin bireye dayatılıp kendi benliğine ve arzularına yabancılaştırıldığı bir ortamda, bireyin egemen ilişkilerin dışında kalması şimdilik zor gibi. Bu noktada mevcut ilişkilerin, özgür olması düşünülemez, buna karşı çıkan ve baş kaldıran bir avuç insanı bir tarafa bırakırsak, insan mevcut kölelik ve tüketim sisteminin tutsağı durumundadır. O nedenle, bireyin hayatında vaz geçilmez bir yeri olan aşk için, kavga vermek insanın özgürleşmesini ve kendisine ait olan yaşamsal güzelliği, elde etme ve koruma bilincini de beraberinde getirir. Tamda burada bireyin öz iradesini zincirleyen kural ve kaideler,gelenek, görenek, alışkanlık, ekonomik  durum ve bilinç durumu devreye girmektedir. Aşk ilişkisi bu bağlamda bir özgürleşme sürecidir benim için. Aşk, özgürlük ve bunlar için emek derken bunu kastetmekteyim şiirlerimde. Yani insanın, kendi doğallığını yaşaması ve bu doğallığını yaşamasının önündeki engellere karşı mücadele etmesi.

Gel çocuk, şiirinizde ise; “Çiçek tutan ellerin/Silah tutar mı çocuk” diyorsun. Bu dizelerde özellikle savaş ve şiddete bir tepki var sanırım?

Ben çocukları hayat bahçesinin çiçekleri sayarım. Bunun içindir ki, onların büyüdüklerinde hayat karartan caniler gibi yetiştirilmesini istemem. Şiddet ve savaş yaşamı bitiren eylemlerdir. Onun içinde şiddet karşıtıyım. Varlığını militarist kurumları ve toplumu terörize eden eylemleriyle, korku kültürünü egemen  kılarak sürdüren sistemlerin, çocukları şiddet kültürü ile zehirlemeleri karşısında söylenecek çok sözümüz, yapılacak çok işimiz var sanıyorum. Söz konusu şiirde de dünyası karartılmış gelecek düşleri katledilmiş çocukların dramını anlatmaya çalıştım.

Sevgili Ceren; Goethe “Davranış herkesin kendi imajını sergilediği bir aynadır” diyor. Örneğin Türkiye’de futbol maçlarından sonra sevinç gösterilerinde silah sıkmak sonucu bu güne kadar onlarca kişi hayatını kaybetti. Hatta bir düğünde bir damat vuruldu. Sizce bu davranış biçimleri Türkiye’de egemen olan imajı mı sergiliyor?

Türkiye’de davranış biçimleri ve bunu  bir sonucu olarak ortaya çıkan imaj, bence  devletin yukarıdan aşağıya izlediği devlet politikalarının bir yansımasıdır. Öncelikle totaliter düşünce ve militarist devlet yapısı onu kendisine  şiddeti kutsayan, destek veren bir toplumsal taban yaratmaya sürüklemektedir. Geçmişi bir yana bırakırsak şu an ki Misak-ı Milli sınırları içinde bir devlet olarak örgütlenmesi, başka halkların imhasına ve bir dizi değişik tarihsel haksızlığa dayanmaktadır. Tüm çabası bu haksızlıkların ilelebet sürmesini istemeye devam etmektir.

İçi boş kahramanlık edebiyatı, dört tarafı düşmanla çevrili olma yalanı, Dillerin ve dinlerin terörle yasaklandığı, herkesin Türk olduğu gibi safsatalar, dizginsiz bir propaganda ve eğitim yoluyla topluma benimsetilirse sonuç şiddet dolu ve her an patlamaya hazır bir insan tipinin ortaya çıkması olabilir. Çocuğunu davul zurna ile, adam öldürme sanatı olan askere gönderen, en büyük asker bizim asker sloganıyla nara atan bir insan nasıl bir insan olur size bırakıyorum. Dikkat edin her futbol maçı bir devlet savaşı gibi yukarıdan aşağıya sunulur. Yılda kaç defa bilmem ne bayramı için ordusunu, tanklarını sokaklara döken, savaş uçaklarına savaş gösterileri yaptırıp, küçücük çocukları okullarından sokaklara dökerek, hazır ol vaziyette seyrettiren, katillerini meclisinde milletin vekili yapıp, katilliği aklayan, kelle avcılarını dizi filmlerde kahraman diye topluma seyrettiren bir ülkenin sokaktaki hali, ulusal tepki adına, yediği nimeti, İtalyan malıdır diyerek tepelemek olabilir. Bu bir imaj ise, tanrı korusun derim böyle imajdan.  Daha fazla uzatmanın bir anlamı var mı bilmem, merak eden her insanın 3 dakika bile Türk televizyonlarındaki haberlere bakması yeterlidir derim.

Sevgili Ceren; Söyleşi için teşekkür ediyorum. Umarım okuyucularımızda şiir sevgisi ve coşkusuyla bu söyleşiyi okurlar.

Yazarın diğer kitaplarından bazı görseller:

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *