• Çerkes Ethem Gerçekte Kimdi… Bir Soylu mu, Hain mi… Bir Komutan mı?

Çerkes Ethem Gerçekte Kimdi… Bir Soylu mu, Hain mi… Bir Komutan mı?

Önce başlığı bir rahatlatayım… Sizler de rahat rahat okuyun… Çerkes Ethem ait olduğu toprağa hain… Doyduğu topraklarda ise bir komutandı… Ama nasıl bir hain ve nasıl bir vatansever komutan… Soylu olsa ne; soysuz olsa kime ne; ama o nihayet bir…

Öyle bir yerden kırıldı kı soylu olsa ne; soysuz olsa kime ne denecek kadar hassas bir noktadan paramparça edildi bir halkın sevgisi. İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük acılardan birini yaşadı; Çerkesler. Yıl 1864’tu ve Kafkasyadan dünyanın bilinmeyen yörelerine susuz, ekmeksiz, hastalıklı ve salgınlarla, ölümlerle, acılarla dolu uzun bir yolculuk başladı. Kendi vatanlarından sürgün edilmenin acısına eklenerek büyüdü herşey. Gittikleri her yeri vatan bellediler. Her yerde coğrafyayanın, en sorunlu, en verimsiz, bataklık, dağlık yerlerine yerleştirilmesine rağmen yaşadığı yerlere bir anlamda cennete çevirdiler. Burada da örneğinde olduğu gibi… Osmanlı döneminde, saraylara alındılar kimi zaman hizmetçi, kimi zaman asker, kimi zaman ise cariye. Sahipsiz bir halktı ve hiç kimse bunlar için bir tek sözcük edemiyordu. İstediler cephede, istediler tarlada kullandılar, halkları kırdırmak adına öne sürdüler kimi zaman… Ve sonrasında ise tarihsel olarak üzerlerinden silemeyecekleri bir leke ile boğuşmak, savaşmak zorunda kaldılar. Hain lafının hemen arkasında bir kemime gizlediler; bir halkı tümden bir cümleyle mahkum ettiler. Bir cümleye muhtaç, bir lekeyle baş başa bıraktılar… Bir tür boyun eğdirme şekliydi. Bir tür bağlılık yemininin reaksiyonuydu. Her şeydi; ama söz bir yalandı… Çerkes Ethem gerçekte kimdi… Bir soylu mu, hain mi… Bir komutan mı?

Uzun yıllar bu konu tartışılır, bilen de bilmeyen de onlarca laf söyler. Bir ismin önüne konan lakap ağır ve son derece rencide edicidir. En basit şekliyle ele alırsak, Kurtuluş Savaşı esnasında yaptıkları doğru anlatılsaydı, objektif olarak ele alınsaydı Çerkes, Abhaz velhasıl Kafkasya kökenli ailelerin önemli bir bölümü bu ismi çocuklarına armağan edeceklerdi. Şimdi ise o halk bu yalan tarihten dolayı külliyen hain ilan edilmiş durumda. Peki Ethem’in hainliği neden bütün bir Çerkes halkına mal edildi. Tarih böyle mi yazılır? Biz nasıl okumalıyız…

Her tehlikeli gördüğün, bölünebilir parçalardan oluşan halklar söz konusu olunca neden hep bir ihanet, başkaldırı ve hain aranır… Şöyle bir bakalım:

Osmanlının son dönemleri, Kurtuluş Savaşı öncesi, Toros’un doğusu Kürdistan’dı. Osmanlı’da eyalet sistemleri olduğu ve tarihi coğrafi olarak adları olduğu için böyle denmişti. Aleviler, Ermeniler yaşardı… Anadolu, Trakya, Balkanlar, Rumeli, Kürdistan, Lazistan, Hicaz ya da Arabistan adlarıyla anılmış eyalet isimlerine Osmanlı’da rastlamak mümkündü. Çerkesler ise bir sürgün neticesinde, bu topraklara zorunlu olarak alınmışlardı. Çok yerde stepne olarak kullanılan bu mağdur ve vatanından zorunlu olarak göç ettirilmiş halk, yenilmeye, yıkılmaya yüz tutmuş bir Osmanlı’nın çok yerde işine yaradı. Yer yer Ermenilerle, Kürtlerle karşı karşıya getirilip işgalcı ve katil bile ilan edildi…

Sonra ne oldu? Bu yöreler o kadar verimliydi ki hepsi birden fazla hain üretti. Ne gariptir ki bu verimli topraklar, bir Türk hain üretemedi. Hain olan zaten muhalifti ve kökeni isminin önüne konuyordu.

Üzerinde; vatan diye kimimizin tekmeleyip, kimimizin eğilip öptüğü bu topraklar, önce kardeş kanıyla abdest alan padişahlara ev sahipliği yaptı. Vesilesiyle katliamlara tanıklık etti… Bir ucundan diğerine kardeş kanıyla yıkandı… Sonra halklar mağdur edildi. Yerlerinden sürgün edildi, yeni sahiplerine açıldı bu verimli vadiler…

Üzerinde insanların yaşadığı yerlere Osmanlı hep vatan derdi. Ama bu vatan denilen yer bize ne çok mezar oldu. Yemen kimin vatanıydı? Kaç binler orada mezarsız yatıyor. Kore kimin nesiydi de binlerce insanımız orada kırıldı. Sarıkamış rezaletini halen kahramanlık diye anlatan bir halkın evlatlarıyız. İnsanları, diri diri karın içine gömerek topluca ölümlerine neden olan bir davranışın özrünü bile dileyemeyecek kadar cesaretsiz bir halkın evlatlarıyız… Hal böyle olunca hain de çok çıkıyor. Kahraman da. Örneğin bu yazı için hemen hain ilan edilmem an meselesidir. Hayırlara vesile olur dilerim…

Konum gereği Osmanlı’yı ele almayacaktım. Ama bir ucu Osmanlı’ya dayanan bir Kurtuluş Savaşı hikâyesinin üründür hainlik… Veya Çerkes Ethem. Yayılmacı ve işgalci bir aile imparatorluğu olan bu miras; bu topraklarda yüzyıllardır gelişmiş Doğu Roma’nın bıraktığı boşluklar üzerinden ve o mirasın külleri üzerinden kurulmuş, öz kardeşlerini öldüren padişahların saltanatına sahne olmuş, kız kardeşsiz, ablasız, eril bir imparatorluktur Osmanlı. Başlangıçta göçebe Türkmen beyliklerinin ittifakını almış olsa da (Büyük Selçuklu’da ve Anadolu Rum Selçuklu’da) yine içinden çıktığı halka yabancılaşıp; dilini, kültürünü küçümsemiş üzerinden kurduğu imparatorlukta yoksul Türkmenleri dışlayıp “At hırsızları, vergi vermeyen çapulcular” olarak adlandırmış, Türkmen avları düzenlemiştir, Kuyucu Murat Paşalarla Anadoluya.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde Osman Gazi’nin kayınpederi Şeyh Edebali idi. Ve Osmanlı’da Alevi izleri, Yavuz Sultan Selim’e kadar güçlü bir şekilde gelir. Daha sonra da Yavuz Sultan Selim (1470–1520), tahta çıkar çıkmaz iki ağabeyini, Şehzade Ahmet ve Şehzade Korkut’u boğdurtarak öldürttü. Bununla yetinmeyip, üç kardeşinin toplam 5 oğlunu, yani 5 öz yeğenini de boğdurttu. Bunlardan biri daha yedi yaşındaydı. Yavuz Sultan Selim’in katliam dosyası çok kabarıktır. Bizzat kendi emriyle Anadolu’da 40 bin Alevi öldürülmüştür. Selim’in şeyhülislamı Müftü El Hamza, Alevilerin öldürülmesiyle ilgili bir fetva veriyor. Bakınız 1512 tarihli bu fetvada aynen şöyle yazılı: “Kızılbaşlar kâfir ve dinsizdirler. Öldürülmeleri vacip ve farzdır…”

Uzatmadan ana eksene döneyim… Derdim şuydu bu coğrafyaya mal olan meşhur “hain” lafının nasıl oluştuğunu anlatmaktı… Benden olmayan bertaraftır.

Tarihe şaibeli ayaklanmalar silsilesi olarak geçen Çerkes ayaklanmaları: Eylül 1919’da Balıkesir’in kuzey bölgesinde I. Anzavur Ayaklanması, Şubat 1920’de yine bu bölgede II. Anzavur Ayaklanması oldu. Nisan 1920’de Bolu, Düzce dolaylarında ayaklanmalar oldu. Bu ayaklanmalar yaşanırken Çerkes Ethem hangi taraftaydı. Madem “hain”di ve madem Çerkes’ti ne yaptı, nasıl oldu… Kimleri yargıladı.

Düzenli ordu kurulana dek TBMM’ye karşı girişilen ayaklanmaları bastırdı. Anzavur Ayaklanması, Çopur Musa Ayaklanması ile Gerede ve Yozgat isyanlarını bastıran Çerkes Ethem’in isyancıları yargılamadan derhal infaz etti. Böylece devam eden bir tarihte hain mi vatansever mi, halen anlaşılamayan bir Çerkes olarak bu halka mal edildi…

Ve final, Kuzey Kafkasya 11 Mayıs 1919’da bağımsızlık ilan ettiğinde bu coğrafyanın bütün Çerkes ileri gelenleri Kafkaya’ya koşarken, ülkelerinin bağımsızlığını kutlamaya, savaşa destek olmaya giderken o ne yapıyordu.

İşte bunun için haindir o… Ne kendi yaşadığı coğrafyada, kendi soyundan insanların isyanlarına destek oldu ne de ait olduğu öz vatanındaki bağımsızlık savaşına destek oldu. Bu nedenle eğer “hain” ise, Çerkeslerin hainidir o.

 

Yara da bizim “hain”de.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *